Sıradaki içerik:

e
sv

Kompleksler, Ego ve Kendimizle Yüzleşmek -Yıldız SARAR

24 okunma
avatar

ezguedebiyat

  • e 1

    Mutlu

  • e 0

    Eğlenmiş

  • e 0

    Şaşırmış

  • e 0

    Kızgın

  • e 0

    Üzgün

İnsanoğlu doğumundan ölümüne kadar duygusal bağlarla örülü bir yaşam sürer. Freud’un ve onun ardından gelen psikologların çalışmalarına baktığımızda, çocuklukta oluşan bazı psikolojik örüntülerin yalnızca belirli dönemlere ait olmadığını, yaşamın ilerleyen yıllarında da davranışlarımızı etkileyebildiğini görürüz.

Çocukluk dönemlerine dayanan Oidipus ve Elektra kompleksleri, Freud’un insan gelişimine dair ortaya koyduğu kavramlardır. Bunun yanında aşağılık ve üstünlük kompleksleri ise daha çok Alfred Adler’in bireysel psikoloji kuramında yer alır. Her ne kadar bu kavramlar farklı teorilere ait olsa da ortak noktaları, insanın kendisini ve çevresini algılama biçimini etkileyebilmeleridir.

Özellikle aşağılık ve üstünlük kompleksleri çoğu zaman birbirinden bağımsız değil, neden-sonuç ilişkisi içerisinde ortaya çıkabilir. Kendini yetersiz, değersiz veya eksik hisseden birey, bu duygularla yüzleşmek yerine zaman zaman bunları aşırı bir üstünlük gösterisiyle telafi etmeye çalışabilir.

Aşağılık kompleksine baktığımızda bireyin var olma ve kabul görme çabasının ne kadar derinlere uzandığını görebiliriz. Kimi zaman insan, kendi bireysel kimliğiyle var olmak yerine başka etiketlerle görünür olmaya çalışır. Birinin kızı, birinin oğlu, birinin eşi, bir makamın sahibi ya da bir unvanın taşıyıcısı olmak, kişinin kendi öz değerinin önüne geçebilir.

Oysa insanın değeri, yalnızca taşıdığı sıfatlardan ibaret değildir.

Hayatın karmaşası içerisinde bazen kendimize o kadar yaklaşırız ki kendimizi göremez hale geliriz. Bir kara deliğin olay ufkuna yaklaşan bir gözlemci gibi, bulunduğumuz durumun dışına çıkamaz ve daha geniş resmi göremeyiz. Bu nedenle kendi yeterliliklerimizi, eksikliklerimizi ve gerçek kimliğimizi unutabiliriz.

Aşağılık kompleksi yaşayan bazı insanlarda sürekli olarak farklı etiketlerle ön plana çıkma çabası görülebilir. İşte bu noktada üstünlük kompleksi devreye girebilir. Kendini değersiz hisseden birey, üstün olduğunu kanıtlamaya çalışır. Ancak çoğu zaman bunun farkında değildir.

Çünkü kişinin kendi iç dünyasında çözemediği sorunlar, dış dünyaya yansımaya başlar.

Psikolojide buna “yansıtma” adı verilen savunma mekanizması örnek gösterilebilir. Kişi kendi hatalarını, eksikliklerini veya kabul etmek istemediği yönlerini başkalarına yükleyebilir. Böylece suçlayacak çok insan bulur; fakat kendisiyle yüzleşmek zorunda kalmaz.

Oysa insanın en zor gördüğü şey, çoğu zaman kendi gölgesidir.

Şöyle bir etrafınıza bakın.

Olmadığınız bir kişi olmaya çalışıyor olabilir misiniz?

Davranışlarınızdan rahatsız olan insanları hemen suçluyor olabilir misiniz?

Ya da olmak istediğiniz kişi olmuş insanlara karşı öfke duyuyor olabilir misiniz?

Onların başarılarını küçümseyip kendi değerinizi yükseltmeye çalışıyor olabilir misiniz?

Burada durup düşünmek gerekir.

Örneğin hayatında ciddi bir emek vermemiş birinin, yapay zekâ tarafından üretilen metinleri tamamen kendi eseri gibi sunarak bununla övünmesi gerçekten bir başarı mıdır? İnsanlar bunu fark etmeyeceklerini düşünse bile, zamanla kullanılan dil, bilgi birikimi ve üretimin niteliği gerçeği ortaya çıkarır.

Her yerde ön planda olmaya mı çalışıyorsunuz?

Başkalarının başarısı sizi rahatsız mı ediyor?

Yeni insanlar geldiğinde değersiz bırakıldığınızı mı hissediyorsunuz?

Peki siz ne yaptınız?

Suçladığınız insanlar gecelerce çalışarak, defalarca başarısız olup yeniden deneyerek, emek vererek bugün bulundukları noktaya geldilerse?

Ya bir yandan insanlara yardım ederken bir yandan da kendilerini geliştirdilerse?

Dün katıldığım bir eğitimde hocamız şöyle dedi:

“Siz karşınızdaki insana hakaret ettiğinizde, aslında ona ruhundan üfleyen Yüce Allah’ın yarattığı değeri görmezden geliyorsunuz.”

Bu söz bana yıllar önce neden beddua etmeyi bıraktığımı hatırlattı.

Bir gün Nisa Suresi üzerine araştırma yaparken şunu fark etmiştim: Bir insanın hatasının cezasını belirlemek bana düşmezdi. Adaletin sahibi ben değildim. Bir başkasının neyi hak ettiğine karar vermek, benim sınırlarımı aşan bir konuydu.

Bu nedenle zamanla insanların cezalandırılmasını istemekten çok, anlamaya ve ders çıkarmaya yöneldim.

Bugün sıkça kullanılan bir söz vardır:

Ego = 1 / Bilgi

Bu bilimsel bir denklem değildir; ancak önemli bir düşünceyi anlatır.

İnsan gerçekten öğrendikçe ne kadar az şey bildiğini fark eder. Bilgi arttıkça tevazu da artar. Çünkü insan kendi sınırlarını daha net görmeye başlar.

Bu yüzden başkalarının başarıları karşısında öfkeye kapılmak yerine onları anlamaya çalışmak gerekir.

Sizin olamadığınız kişi oldu diye onu suçlayabilir misiniz?

Kendi hayatını ilmik ilmik kurmuş, emek vermiş, mücadele etmiş insanlara saygı duymak gerekmez mi?

Her ne olursa olsun, hayatınızda tekrar eden bir sorun varsa önce kendinize dönüp bakın.

Bir adım geri çekilin.

Olay ufkundan uzaklaşın.

Kendinize şu soruları sorun:

“Ben ne yaptım?”

“Ne hissettim?”

“Beni bu noktaya getiren düşünce neydi?”

Çünkü gerçek değişim, başkalarını suçlamakla değil; insanın kendi iç dünyasına dürüstçe bakabilmesiyle başlar.

Yıldız Sarar

  • Site İçi Yorumlar

En az 10 karakter gerekli